PORTRE FOTOĞRAFÇILIĞI

Tekrar merhaba. Nihayet vakit buldum ve yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Sevdiğim bir arkadaşım olan Emre’nin özel isteği üzerine, bugünkü yazımı portre fotoğrafçılığına ayırmak istiyorum.
İşe ekipmanlarımızı belirlemekle başlayalım. İlk sırada tabi ki objektif var. Genel olarak 50mm den 100 mm ye kadar olan odak uzunluklarına sahip objektifler, portre çekimi için en uygun aralığı verir. Bu odak uzunlukları, modelinizin yüzünde oluşabilecek deformasyonları en aza indirir.

 

 

 

Şöyle ki; eğer geniş açılı bir objektif seçerseniz (10mm-14mm-18mm-20mm-24mm) ön camı dış bükey olduğu için modelinizin burnu ve gözleri olduğundan büyük görünecektir.

Eğer modelinize özel bir gıcığınız yoksa geniş açılı bir objektif tercih etmemenizi önemle belirtirim :).

 

 

 

Fotoğrafçılığa yeni başlayan hemen herkesin 50mm f1.8 objektifi vardır. Bu lensinizi rahatlıkla portre çekimlerinizde kullanabilirsiniz 

Objektife karar verdikten sonra ikinci ekipman, olmazsa olmazımız tripod. Artık tripod kullanmanın ne kadar önemli olduğunu yazmama gerek yok diye düşünüyorum, kaldı ki daha önceki yazılarımda öneminden bolca bahsetmiştim.
Üçüncü ekipmanımız ise yansıtıcılar olmalı. Her seferinde gerek olmasa da, yanınızda katlanır ve taşınabilir bir yansıtıcı olması sizi güvende hissettirecektir.

Bir yüzü gümüş diğer yüzü altın renginde olan yansıtıcıları her yerde bulabilirsiniz. Çekeceğiniz ortama göre daha sıcak renkler isterseniz altın tarafını, daha fazla ışık ve soğuk bir renk isterseniz gümüş tarafını   kullanabilirsiniz.

 

 

Gümüş ve altın renkleri ile birlikte; mavi, yeşil, kırmızı ve beyaz renk içeren yansıtıcılar da bulmanız mümkün. Bu tip çoklu renk içeren yansıtıcıların güzel yanı, sadece portre çekiminde değil; makro, stok, life style gibi fotoğraf çekimlerinde de kullanışlı olmasıdır. Ben kişisel tercih olarak çoklu renk içeren yansıtıcılardan kullanıyorum. Tercih sizin 🙂

Ekipmanları anlattıktan sonra çekim tekniklerinden bahsetmeye başlayalım. Mesela; 50mm objektifinizi taktınız ve f1.8 diyaframda çekim yaptınız. Yapmayıııın!!! Çünkü modelinizin yüzünün neredeyse tamamı flu çıkacaktır. Net alan derinliğini arttırabilmek için (net alan derinliği ne ola ki? diyenler için, ıso-diyafram-perde hızı başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim) en az f.2.8 diyaframı tercih etmelisiniz. Benim kişisel tercihim f8-f11 diyaframıdır. Bu ayar, modelimin tüm yüzünün net olarak fotoğrafa yansımasını sağlar.
Peki netleme noktası olarak yüzün neresini tercih etmeliyiz? Bu konuda çok fazla görüş olmasına rağmen (kaşlar, yanaklar, saç çizgisi) bence en iyi sonuç gözlere netleme yapıldığında ortaya çıkar.

Jilet gibi keskin netlikte gözler, fotoğrafınızın kalitesini de oldukça yükseltecektir.

 

 

 

Şimdi biraz da portre fotoğrafçılığında kadrajınızı nasıl ayarlamanız gerektiğinden bahsedelim. Kadraj ayarlama konusunu, önümüzdeki günlerde “Fotoğrafta Kompozisyon” başlığı altında detaylı bir yazıyla anlatacağım, ancak şimdiden portre çekimlerinize başlayabilmeniz için ipuçları vermem gerektiğini düşünüyorum.
Modelinizin gözlerini, netleme dışında, kadrajınızı ayarlarken de kullanmalısınız. Kadrajı 3 eşit bölüme ayırdığımızı düşünürsek, üstte kalan 1/3 lük kısma modelinizin gözlerini konumlandırırsanız, fotoğrafınız çok daha etkileyici olacaktır. Dikkat etmeniz gereken diğer konu, modelinizin bakış yönüne doğru kadrajınızda boşluk vermek olmalıdır.

Örnek verecek olursak; modeliniz sağa bakıyorsa, modelinizi kadrajın soluna yerleştirip, sağ tarafında boşluk bırakmanız gerekir. Aklınıza “Modelim bana bakıyorsa nereye boşluk vermeliyim?” sorusu gelebilir. İşte o zaman modelinizin gövdesi ne yöne bakıyorsa o kısma boşluk vermeniz önemlidir. Aklınıza gelen diğer soru “Modelim tamamen bana dönük o zaman ne yapacağım?” olabilir. O zaman da özgürlük sizde; kadrajın tam ortasına modelinizi yerleştirmeyin yeter (vesikalık çekmiyorsanız tabii 🙂 ).

Şimdi geldik konunun en can alıcı noktasına ;IŞIK…
Kişisel tercihim doğal ışıktan yanadır her zaman, nedeni ise, mevcut teknolojinin güneş kadar güçlü bir ışık kaynağı üretememiş olmasıdır 🙂 Şaka bir yana güneşin verdiği ışığı, stüdyo ortamında taklit edebilmek için ciddi emek ve para harcamanız gerekir. Gün ışığında fotoğraf çekmek büyük kolaylıklar sağlasa da, eğer yanlış saatlerde çekim yapıyorsanız büyük zorluklar da çıkarabilir. Portre fotoğrafı çekerken en çok dikkat etmeniz gereken konu, modelinizin yüzünün nasıl ışık aldığı olmalıdır. Öğle güneşinde çekim yapıyorsanız, mutlaka modelinizi direkt güneş ışığı almayan, gölge bir yere yerleştirin.

Aksi takdirde modelinizin yüzünde koyu ve keskin gölgeler oluşacaktır.

 

 

 

Eğer kapalı bir ortamda çekim yapıyorsanız, pencerelerden gelen ışık işinizi çok kolaylaştıracaktır. Ancak siz pencere önünde çekim yapmak istediğinizde, bazıları yardımcı olmak adına, pencereleri ayna gibi parlatmak isteyebilir. BUNA SAKIN İZİN VERMEYİİİİN!!! Çünkü; pencerelerin kirli hatta çok kirli olması ışığınız için önemlidir. Kirli pencereler ışığı dağıtarak yumuşatacaktır. Eğer siz gelmeden önce pencereler çoktan temizlendiyse, o zaman tülü çekerek de ışığı dağıtıp yumuşatabilirsiniz. (Şayet tül yoksa, beyaz renkli ince bir kumaşı da pencere önüne gerebilirsiniz.)
Gün ışığı almayan, kapalı bir ortamda çekim yapmak durumunda kalırsanız o zaman teknolojiye başvurmaktan başka şansınız kalmıyor. En az iki, en fazla dört ışık kaynağı işinizi görecektir.

Işık kaynağı olarak stüdyolarda kullanılan paraflaşlar,
en uygun seçenekler arasındadır ancak taşınması zor ve fiyatları oldukça yüksektir.

 

 

 

 

 

Bunların yerine tepe flaşları satın alabilirsiniz. Üç adet tepe flaşı ve bunları kontrol edebilmek için tetikleyici sistemleri, başlangıç olarak yeterli olacaktır.

 

 

 

Bu tepe flaşları için şemsiye şeklinde soft boxlar edinirseniz, ışığı dağıtarak modelinize gönderir, böylece sert gölgelerden kurtulmuş olursunuz. (Not: Daha sonraki yazılarımda evde soft box yapımıyla ilgili projelerimden de bahsedeceğim 🙂 )
Bir önceki paragrafta bahsettiğim ışık ekipmanları konusunda bilginiz olmayabilir ya da bilginiz olsa da kullanımı konusunda kafanızda sorular oluşabilir. Işık sistemleri ile ilgili ayrıca geniş açıklamalı bir yazı yazacağım, hiç merak etmeyin. Şimdilik doğal ışıkla çekimlerinizi yapabilirsiniz. Yazdığım bu yazı ve diğer yazılarım için herhangi bir sorunuz olursa, alttaki mesaj bölümünden bana ulaşabilir, çekimlerinizi yaptıktan sonra, fotoğraflarınızı elektronik posta yolu ile gönderebilirsiniz. Elektronik posta adresime iletişim bölümünden ulaşabilirsiniz. Bir dahaki yazımda görüşmek dileğiyle.
Kendinize iyi bakın…
Fotoğrafla kalın…

TOLGA AKIN

JİLET GİBİ KESKİN FOTOĞRAF!!!

Bugün anlatacağım konu, profesyonel veya amatör olsun tüm fotoğrafçıların, en çok önem vermesi gereken konuların başında geliyor: JİLET GİBİ KESKİN FOTOĞRAF.
Jilet gibi keskin fotoğraf karesinin anlamı; tam olarak netlenmiş fotoğraf karesidir ve yaralanma riski yoktur:))
Şimdi sizlere profesyonel fotoğrafçıların kullandıkları bazı özel ekipmanlardan bahsedeceğim. Hemen endişelenmeyin, size masraf çıkarmak niyetinde değilim ancak en iyi fotoğrafa giden yolda biraz harcama yapmanız gerektiğini de belirtmem gerekiyor.

1. TRIPOD (Türkçesi üçayak ama Tripod yazınca daha havalı oluyor)

Bence tripod, her fotoğraf sevdalısının mutlaka edinmesi gereken ekipmanlar listesinde, birinci sırada yer alıyor. Işık koşulları ne olursa olsun, hatta gün ışığında bile çekim yapıyor olsanız, makinenizi sağlam bir tripod üzerine yerleştirmek, fotoğraflarınızın netlik kalitesini bir hayli arttıracaktır. İlk bakışta amatör bir görünüm sergiliyor gibi görünse de, profesyonel fotoğrafçıların hemen hepsi, manzara fotoğrafı çekerken bile makinelerini tripod üzerine yerleştirirler. Çünkü makineniz, ışık koşullarına göre, pozlandırma için belli bir süreye ihtiyaç duyar ve bu süre içerisinde makinenizin tamamen sabit olması gerekir ki; kareniz olabildiğince keskin olsun. Piyasada çeşitli marka ve modellerde tripod bulmak mümkün. Bütçenizin el verdiği ölçüde, kaliteli ve yere sağlam basan bir tripod almanız, fotoğraf karenizin keskin olmasında size çok yardımcı olacaktır. Tripodlar, fotoğraf ve video olarak iki ana gruba ayrılır. Temelde, video tripodlar fotoğraf çekmek için uygun değildir. Çünkü, video çekerken, dikey ve yatay açılar kullanırsınız, ancak fotoğraf çekerken neredeyse 360 derecelik açıya sahip olmanız gerekir. “Eee ben nasıl anlayacağım hangi tripodu almam gerektiğini?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Çok basit, eğer almayı planladığınız tripodun çok kısa iki adet ayar kolu varsa ve tripod her açıda rahatlıkla hareket ediyorsa, fotoğraf tripoduna bakıyorsunuz demektir. Video tripodların genelde tek ve uzun bir ayar kolu olur.

Not: Makinenizi tripod üzerine yerleştirdiğinizde, eğer objektifinizde titreşim önleme sistemi varsa mutlaka kapalı konuma getirmelisiniz. Bu sistem hareket algılayamadığı zamanlarda kendi kendine hareket edebilir ve fotoğrafın keskinliğini bozabilir. Bu özelliği, sadece elde çekim yapmak durumunda kalırsanız kullanın.
2. Kablolu veya kablosuz uzaktan kumanda

İster inanın, ister inanmayın ama bu ekipman da listede ikinci sırayı rahatlıkla alabilir. Makinenizi ne kadar sağlam bir tripoda yerleştiriseniz yerleştirin, deklanşöre basma anında, az da olsa makinenize titreşim vermiş olacaksınız ve böylece keskin fotoğraf hayalleriniz suya düşecek. Bu sebepten dolayı, bir kumanda kullanmanızda fayda var. Piyasada çok çeşitli kumandalar mevcut. Sizin makinenizin marka ve modeline uygun, herhangi bir tanesini seçebilirsiniz. Bu kumandalar, boyutlarından olsa gerek, çekime giderken çantanıza koymayı unutabileceğiniz ekipmanlar arasındadır (benim birçok kez unutmuşluğum var). Böyle bir durumda kalırsanız, makinenizin zamanlayıcısını kullanarak da fotoğraf çekebilirsiniz. Eğer zamanlayıcıyı kullanmak durumunda kalırsanız, size tavsiyem, parmağınızın makine üzerinde yarattığı depreminin yatışması için, zamanlayıcıyı deklanşöre bastıktan en az beş saniye sonra çekecek şekilde ayarlamanız olacaktır.

3. Mirror lock-up yani ayna kilitleme

Yeterince masraf açtığımı biliyorum ve keskin fotoğraf için daha fazla ekipmana ihtiyaç duymayacağınızı yazarak sizi rahatlatmak istiyorum. Ayna kilitleme, neredeyse her DSLR fotoğraf makinesinde bulunan bir ayardır. Ayna kilitlemeyi aktif hale getirdiğinizde, kumandanıza iki defa basmanız gerekecektir. İlk basışta ayna kalkar ve kilitlenir, ikinci kez bastığınızda ise perde açılır ve pozlandırma tamamlanmış olur. Bu ayarı kullanmamızın sebebi, makine içinde hareket eden parçaların yarattığı ufak titreşimlerin, fotoğraf karesine yansımasını önlemektir.

4. En net diyafram aralığı

Jilet gibi keskin dedik ya biraz daha uğraşalım bakalım. Yukarıda yazdıklarım, makinenize yapmanız gereken ayarları veya almanız gereken ekipmanları içeriyordu. Şimdi ise, objektifinizi, keskin fotoğraf için nasıl ayarlamanız gerektiğinden bahsetmek istiyorum.
Neredeyse her objektifin, en keskin fotoğrafı ürettiği diyafram aralığı vardır. Genellikle bu aralık en açık diyaframın iki tam f durağı kısığıdır. Yani objektifinizin en açık diyaframı f2.8 ise sonraki iki tam durak olan f5.6 ve f8 objektifinizin en keskin fotoğrafları verdiği aralıktır. Kendi objektifinizin net diyafram aralığını anlamak için, bütün diyafram aralığında çekim yapıp fotoğrafları yaklaştırarak keskinliği kontrol edebilirsiniz. Bir diğer çözüm de, DxOMark internet sitesinden kendi objektifinize ait test verilerini araştırabilir, en net diyafram aralığını öğrenebilirsiniz.

Bugünkü yazım burada son buluyor. Yazdıklarımdan anlayamadığınız ya da benim tam olarak anlatamadığım bir nokta olduysa lütfen yorumlarınızda belirtiniz. Teşekkürler..

TOLGA AKIN